Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Savaş Songur

Kıbrıs’ın Sıcak Yüzü 2: YENİ PERDE Mİ?

“Haritalar yalnızca coğrafyayı gösterir; tarihi ise vatanı gösterir.”

Kıbrıs Meselesi Bitmedi, Sadece Şekil Değiştirdi

2026 yılına gelindiğinde Kıbrıs meselesi yeniden uluslararası diplomasinin merkezine taşınmaktadır. İlk bakışta Birleşmiş Milletler’in yeni bir müzakere girişimi, Avrupa Birliği’nin çözüm çağrıları veya Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgesel istikrar söylemleri öne çıkmaktadır. Ancak Akdeniz tarihine uzun vadeli perspektiften bakıldığında görülen tablo bundan çok daha derindir.

Kıbrıs artık yalnızca iki toplum arasındaki bir siyasal uyuşmazlık değildir. Ada; enerji yollarının, deniz yetki alanlarının, NATO’nun güney kanadının, Orta Doğu güvenliğinin ve küresel güç rekabetinin merkezinde bulunan jeostratejik bir üs hâline gelmiştir.

Bu nedenle bugün Kıbrıs üzerinde yürütülen diplomasi, yalnızca Lefkoşa’da değil; Washington’da, Londra’da, Brüksel’de, Atina’da ve Ankara’da şekillenmektedir.

Kısa yada uzun tarihi sürece bakıldığında bugün yaşananlar yeni değildir. Tarih, yalnızca aktörlerini değiştirmiş; hedeflerini büyük ölçüde korumuştur.

Kıbrıs’ın Jeopolitiği Değişmedi

Osmanlı Devleti’nin 1571 yılında Kıbrıs’ı fethetmesinin temel sebebi yalnızca dinî değil, deniz hâkimiyetiydi.

Çünkü Kıbrıs;

  • Anadolu’nun güney güvenlik kapısı,
  • Doğu Akdeniz ticaret yollarının düğüm noktası,
  • Süveyş’e uzanan deniz ulaşımının kontrol merkezi,
  • Levant kıyılarının doğal ileri karakolu

konumundaydı.Aradan yaklaşık beş asır geçti.

Bugün değişen yalnızca korsan gemileri, haçlı saldırganlarını taşıyan savaş gemileri, yada Templar ve St. Şovalyelerinin, Venedik Tüccar gemilerinin yerini enerji koridorlarının, ticaret filolarının yerini doğal gaz boru hatlarının almış olmasıdır. Jeopolitik değişmemiştir.

İngiliz İmparatorluğu Gitti, Stratejisi Kaldı

1878’de Kıbrıs’ın yönetiminin Birleşik Krallık’a bırakılması, sonrasında Ada üzerinde hiç bir tasarrufta bulunmaya çalışmaması yalnızca Osmanlı’nın zayıflamasıyla açıklanamaz.

Londra açısından ada; Hindistan yolu, Süveyş Kanalı, Ortadoğu, Basra Körfezi

üzerindeki denetimin temel halkalarından biri olmuştur.

Bugün İngiltere’nin adadaki egemen üs bölgeleri hâlâ uluslararası hukuk bakımından varlığını sürdürmektedir.

Bu durum, Kıbrıs’ın yalnızca Kıbrıslıların yaşadığı bir ada olmadığını; büyük güçlerin vazgeçemediği askerî platformlardan biri olduğunu göstermektedir. Son 28 Şubatta başlayan Hürmüz Savaşında da(İran, İsrail-ABD) bunu gördük.

Peki 2026’da ABD Neden Daha Aktif?

Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın enerji güvenliği tamamen yeniden şekillenmiştir.

Dünün İngiliz politikasını bu gün ABD devam ettirerek. Doğu Akdeniz’i artık yalnızca doğal gaz rezervleri nedeniyle değil;

İsrail, Lübnan, Suriye, Gazze, Mısır, Kızıldeniz eksenindeki gelişmeler nedeniyle küresel güvenlik denklemine dönüştürmüştür.

ABD’nin son dönemde Kıbrıs diplomasisini hızlandırmasının temel sebeplerini şu başlıklarda toplayabiliriz;

  • Doğu Akdeniz enerji güvenliği,
  • NATO’nun güney kanadının güçlendirilmesi,
  • Rusya’nın bölgesel etkisinin sınırlandırılması,
  • Çin’in Akdeniz liman yatırımlarının dengelenmesi,
  • Orta Doğu krizlerine yakın lojistik merkez oluşturulması

yer almaktadır.

Dolayısıyla bugün Washington açısından Kıbrıs, yalnızca çözülmesi gereken bir ihtilaf değil; aynı zamanda küresel rekabetin stratejik düğüm noktalarından biridir.

BM’nin Yeni Girişimleri Ne Anlama Geliyor?

Birleşmiş Milletler uzun yıllardır iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm modelini destekliyor görünmektedir. Destekliyor görünmektedir ifadesini bilerek kullandım çünkü Rum kesimi Uluslarası arenada sürekli tam tabiri kayırılmaktadır.

Ancak Türkiye’nin son yıllarda dile getirdiği iki devletli çözüm ve egemen eşitlik yaklaşımı, müzakere zeminini önemli ölçüde değiştirse de sonuçlar Türkiye için henüz alınmış değildir.

ABD ve AB eğer adada çözüm istiyorsa, eski plavları ısıtıp ısıtıp getirmekten ziyade Türkiye’nin ve KKTC’de yaşayan Türklerin güvenlik kaygılarını merkez eksene alıp, Makarios, Grivas ve Sampson tipi düşüncelerden uzak durmalıdır.

Türkiye için Kıbrıs

Türkiye açısından Kıbrıs meselesi hiçbir zaman yalnızca bir dış politika başlığı olmamıştır.

Bu mesele; Dünden kalan herşeyin üzerine, bu gün;

Mavi Vatan,

Doğu Akdeniz deniz yetki alanları,

Anadolu’nun güney güvenliği,

enerji arz güvenliği,

Türk dünyasının Akdeniz’e açılan kapısı olarak değerlendirilebilir.

Bu nedenle Türk tarafının son yıllarda dile getirdiği “egemen eşitlik” vurgusu yalnızca diplomatik bir tercih değil; güvenlik doktrininin doğal sonucudur.

Doğu Akdeniz’de Sessiz Kuşatma mı?

Akdeniz jeopolitiğine uzun tarih perspektifinden bakıldığında dikkat çeken ortak özellik şudur:

Denizlere hâkim olmak isteyen her büyük güç önce adaları kontrol etmeye çalışmıştır.

Bugün de benzer tablo görülmektedir.

Rodos ve Sporat adaları

Girit,

Dedeağaç,

Güney Kıbrıs,

İngiliz üsleri,

İsrail,

Doğu Akdeniz enerji projeleri aynı güvenlik mimarisinin parçaları olarak değerlendirilmektedir.

Bu durum Türkiye açısından yalnızca diplomatik değil, stratejik planlama gerektiren uzun vadeli bir güvenlik başlığıdır.

Türkiye Açısından Muhtemel Risk Alanları

Diplomasi uzmanlığım olmadığını ancak tarihi süreçten gördüğüm kadarı ile Önümüzdeki yıllarda yürütülecek olası müzakerelerde şu noktaların asla göz ardı edilmemesi gerektiği kanaatindeyim.

  • Garanti sisteminin geleceği,
  • Türk askerinin adadaki statüsü,
  • Deniz yetki alanlarının korunması,
  • Doğu Akdeniz enerji paylaşımı,
  • Türk tarafının siyasal eşitliğinin nasıl güvence altına alınacağı,
  • Demografik ve mülkiyet konularının yönetimi.

Bu başlıklar yalnızca diplomatik pazarlık maddeleri değildir; Türkiye’nin uzun vadeli güvenlik perspektifinin temel unsurlarıdır olduğu gerçeğini unutmamak lazım.

Muhtemel Senaryolar

Bugünkü gelişmeler ışığında üç temel senaryo öne çıkmaktadır.

Birinci senaryo; mevcut statükonun uzun süre devam etmesidir.

İkinci senaryo; tarafların farklı çözüm modellerini tartışmaya devam ettiği ancak kapsamlı anlaşmaya ulaşamadığı kontrollü müzakere dönemidir.

Üçüncü ve en dikkat çekici senaryo ise Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik dengelerinin etkisiyle yeni diplomatik formüllerin gündeme gelmesidir.

Ancak bu üç senaryoda dan daha ziyade KKTC’nin uluslararası alanlarda tanınması üzerinde durulması Türkiye’nin elini güçlendirecektir. Maalesef bu konu hep gözardı edildi. Ne olursa olsun Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC kamuoyunun “gazını alacak” açıklamalar yerine Uluslararası tanınırlık üzerine çalışılması en doğrusu olacaktır.

Sonuç olarak: Tarih tekerrür edebilir, Jeopolitiğin Hafızası Vardır

Akdeniz tarihi incelendiğinde açıkça görülmektedir ki Kıbrıs, yalnızca üzerinde yaşayan toplumların kaderini değil, çevresindeki geniş coğrafyanın güvenlik mimarisini de etkilemiştir.

Bugün ABD’nin, Birleşmiş Milletler’in ve Avrupa’nın yürüttüğü diplomatik girişimler bu tarihî süreklilikten bağımsız değildir. Aynı şekilde Türkiye’nin Kıbrıs’a ilişkin güvenlik ve egemenlik vurgusu da yalnızca güncel siyasetin ürünü olarak değerlendirilemez; uzun tarihsel bağ ve tecrübenin jeostratejik hesaplarla birleşmesi sonucudur.

Önümüzdeki yıllarda Kıbrıs etrafındaki diplomasi daha da yoğunlaşacak görünüyor. Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki önemini yüzyıllardır değiştirmemiştir. Değişen yalnızca yöntemlerdir. Bugün top seslerinin yerini diplomatik müzakereler, donanmaların yerini enerji koridorları, sömürge rekabetlerinin yerini küresel güç mücadelesi almış görünüyor. Amma. Fakat adanın stratejik değeri, Akdeniz’in merkezindeki konumu ve bölgesel dengeler üzerindeki etkisi varlığını korumaktadır.

Bu nedenle bu günden sonra Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeleri yalnızca güncel bir diplomatik süreç olarak değil, yüzyıllara yayılan Akdeniz jeopolitiğinin yeni bir perdesi olarak okumak daha isabetli olacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER