Tarih bazen büyük imparatorlukların ihtişamlı saraylarında değil, dar bir boğazın kıyısında yazılır. Çanakkale de işte böyle bir tarihtir. Haritalar üzerinde küçük görünen bir geçidin, dünya siyasetinin kaderini değiştirdiği nadir anlardan biridir.
1915 yılına gelindiğinde dünya büyük bir cihan harbinin içindeydi. Sanayi devrimini tamamlamış devletler, fabrikalarının çeliğine ve donanmalarının gücüne güveniyordu. Onların nazarında savaşın sonucu neredeyse belliydi: güçlü olan kazanacaktı.
Fakat tarih bazen hesapları altüst eder.
Çanakkale’de işte bu hesap bozuldu.
O günün dünyasında İngiltere ve Fransa yalnızca güçlü devletler değildi; aynı zamanda küresel ticaretin, deniz yollarının ve mali düzenin hâkimleriydi. Emperyalizmin en güçlü uygulayıcılarıydılar. Donanmaları dünyanın yarısını dolaşabilecek kudretteydi. Çelik üretimleri, nüfusları ve ekonomik güçleri Osmanlı Devleti ile mukayese edilemeyecek ölçüde büyüktü. Bu sebeple müttefik donanma için Çanakkale Boğazı’nı geçmek, yalnızca bir askerî operasyon değil, neredeyse teknik bir mesele olarak görülüyordu.
Fakat hesap ettikleri bir şey vardı ki onu ölçmek mümkün değildi.
O da vatan müdafaası idi.
Osmanlı ordusu sayıca ve teknik imkân bakımından güçlü değildi. Osmanlı Devleti Balkan Harbi’nin yaralarını henüz saramamıştı. Lâkin bu toprakların insanında başka bir kuvvet vardı: tarih boyunca devlet kurmuş bir milletin hafızası ve vatan toprağını müdafaa etmenin mukaddes şuuru.
İşte bu sebeple Çanakkale yalnızca bir muharebe değil, aynı zamanda bir irade imtihanıdır. evet tam anlamı ile irade imtihanı.
18 Mart 1915 günü dünya donanmalarının en güçlü gemileri Çanakkale Boğazı’na girdiğinde, Batı’nın zihninde tek bir düşünce vardı: “Biz güçlüyüz, o hâlde kazanacağız.”
Fakat o gün boğazın sularında başka bir hakikat ortaya çıktı.
Tarih boyunca nice devlet görmüş bu topraklar bir kez daha şunu gösterdi:
Savaş yalnız silahla kazanılmaz. Askerlerin Ezineli Yahya Çavuş, Seyit Onbaşı, Niğdeli Ali olmalı, milletin o yiğitleri bağrından çıkarmalı.
İrade, iman ve vatan fikri olmadan hiçbir kuvvet kalıcı değildir.
Çanakkale’de yalnızca toplar ve gemiler, yer yer zaman zaman sekiz metreye kadar düşen siperlerde mermiler havada çarpışmadı; iki farklı tarih, iki farklı ahlak anlayışı da karşı karşıya geldi. Bir tarafta sanayi gücüne güvenen sömürgeci imparatorluklar, diğer tarafta ise yüzyılların devlet tecrübesine sahip vatanını savunan bir millet vardı.
Neticede boğaz geçilemedi.
Bu yalnızca bir askeri başarısızlık değildi; dünya siyasetinde büyük bir kırılmaydı. Hep soruldu boğaz geçilseydi ne olurdu diye. Geçmişte olmayanın tarihi de olmaz. Ama
Boğazların kapalı kalması Rusya’yı dış ticaretten ve askeri yardımdan mahrum bıraktı. Avrupa’nın savaş planları değişti. Harp beklenenden yıllarca uzadı. Yenilmez armadalar boğazda battı. Bu süreçte büyük imparatorlukların ekonomik dengeleri sarsıldı.
İngiltere’nin ticaret sistemi, Rusya’nın siyasal düzeni ve Avrupa’nın güç dengesi Çanakkale’de başlayan bir zincirin içinde değişti.
Fakat Türk tarihi açısından Çanakkale’nin manası bundan da büyüktür.
Bu savaş yalnızca bir cephe zaferi değildir; aynı zamanda bir tarihsel sürekliliğin muhafazasıdır. Çanakkale’ye baktıkça yarını görmeye devam edeceğiz. Bu sürekliliği ve haklılığımızı bugün daha net görmekteyiz.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde kazanılan bu büyük zafer, Türk milletine üç önemli şey kazandırdı: zaman, tecrübe ve liderlik.
Zaman; çünkü imparatorluğun çöküş sürecini geciktirdi.
Tecrübe; çünkü modern savaşın bütün gerçekleri bu cephede görüldü.
Ve liderlik; çünkü bu cephede yaşananlar ileride bir milletin kaderini değiştirecekti.
Düştüğümüz noktadan kalkarız fikri burada şekillendi. Bu fikir hem milletin zihninde hem de askeriyesinin zihninde bu savaşın içinde şekillendi.
Çanakkale, bu bakımdan yalnızca geçmişin bir hatırası değil, tarihinin de yeni bir başlangıç noktalarından biridir.
Fakat bu savaşın bize bıraktığı en önemli ders başka bir yerde gizlidir.
Bugün dünyada hâlâ büyük devletlerin güç gösterileri vardır. Teknoloji, silah sanayi ve ekonomik büyüklük çoğu zaman siyasi üstünlüğün ölçüsü sayılır.
Fakat tarih bize tekrar tekrar şunu öğretmiştir:
Güç her zaman zafer getirmez. Zaferi irade ve doğru kararlar getirir.
Çanakkale bunun en açık misalidir.
O gün dünyanın en güçlü donanmaları bir milletin iradesi karşısında durmak zorunda kalmıştır.
Çünkü vatan müdafaası yalnız bir askeri görev değildir; aynı zamanda bir tarih şuuru ve medeniyet hafızasıdır.
Bu hafıza kaybolduğunda milletler dağılır.
Ama yaşadığında tarih yeniden yazılır.
Çanakkale’nin asıl mirası da budur.
Bugün o boğazdan geçen her gemi, aslında yalnız bir deniz yolundan geçmez. Aynı zamanda tarihin bıraktığı büyük bir hatıranın içinden geçer.
Ve o hatıra bize sessizce şunu hatırlatır:
Devletler güçle kurulabilir, fakat vatan ancak irade ile korunur.

YORUMLAR