İçinde bulunduğumuz çatışmalar, modern savaşın en temel gerçeğini bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur:
Deniz gücü olmadan bırakın küresel güç olmayı, bölgesel güç dahi olunamaz, anavatan da korunamaz.
ABD’nin bugün İran’a karşı yürüttüğü askerî faaliyetlere baktığımızda, vurucu gücünün önemli bir kısmının deniz platformlarına dayandığını görüyoruz. Seyir füzeleri büyük ölçüde muhriplerden, kruvazörlerden ve denizaltılardan ateşlenmekte; hava operasyonları ise büyük ölçüde uçak gemileri üzerinden yürütülmektedir.
Eğer bu deniz gücü olmasaydı ne olurdu?
Şimdi bu soruya cevap bulabilmek için şu soruları sormak ve cevap bulmak gerekir;
Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a karşı yaptığı bütün askerî faaliyetlerin omurgası nedir?
Deniz gücüdür.
Füzeleri nereden atıyor?
Denizden.
Destroyerlerden, kruvazörlerden, denizaltılardan…
Hava gücünü nereden kullanıyor?
Uçak gemilerinden.
Şimdi şunu açıkça soruyorum:
Eğer bu gemiler olmasaydı, Amerika ne yapacaktı?
Hiçbir şey yapamazdı.
Bakın, İran’a kara üzerinden giremez. Çok büyük bir ülke.
Hava üslerine bağımlı kalır. O üsler de başkasının toprağı. Yani izin vermezlerse uçamaz.
Ama deniz?
Deniz kimsenin değil.
İşte güç burada başlıyor.
Uçak gemisi ne demek biliyor musunuz?
Hareket eden bir hava üssü.
Ana vatanın ötesinde istediğin yere üssünü götürüyorsun, istediğin yerden uçak kaldırıyorsun.
Kimseye sormuyorsun.
Denizaltı ne demek?
Görünmeden vurmak demek.
Karşı taraf seni görmeden sen onu vuruyorsun.
Bu, savaşın kaderini değiştirir.
Şimdi bunu kaldırın denklemden.
Ne kalır?
• Ne sürpriz var
• Ne esneklik var
• Ne sürdürülebilirlik var
ABD’nin bütün üstünlüğü çöker.
Bakın, bunu çok net söyleyeyim:
Deniz gücü olmayan bir Amerika, küresel güç olamaz. Belki ancak bölgesel güç olabilir
TÜRKİYE AÇISINDAN STRATEJİK DERS
Şimdi bunu Türkiye açısından düşünelim.
Eğer Türkiye’nin tam teşekküllü bir uçak gemisi olsaydı:
– Libya harekâtında çok daha rahat hareket ederdik.
– Hava gücünü sürekli ve kesintisiz sahaya yansıtabilirdik.
– Operasyonel bağımsızlığımız çok daha güçlü olurdu.
Daha da ötesini söyleyeyim:
Bugün dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan krizlerde—örneğin Arakan’da yaşanan insanlık dramında—
denizden güç projeksiyonu yapabilen bir Türkiye, sadece izleyen değil müdahil olan bir aktör olabilirdi.
İşte bu yüzden:
Büyük düşünmek zorundayız.
Bu mesele sadece “küresel güç olma” meselesi değildir.
Aynı zamanda: etkin bir bölgesel güç olabilmenin de ön şartıdır.
Uçak gemisi gibi platformlar:
• bağımsız hareket kabiliyeti sağlar
• siyasi iradeye alan açar
• askeri gücü coğrafyadan bağımsız hale getirir
Sonuç olarak; bugün bu savaş bize neyi gösterdi?
Savaşın kaderi karada değil, havada da değil…
Denizde belirleniyor.
Yani, deniz gücü olmadan ne savaş başlatabilirsiniz ne de savaşı sürdürebilirsiniz. Deniz hâkimiyeti yoksa güç yoktur.
Deniz gücü olmadan da bırakın küresel güç olmayı, bölgesel güç olmak dahi zordur.
