Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Savaş Songur

AYASOFYA VİNCİ

Haberin başlığı bile korkunç. Türk-İslâm tarihi için utanç verici. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ayasofya-i Kebir Camii’ne vinç girdi. Görüntüler olmadan, açıklamalar olmadan, sözüne itimat etmediğimiz kişilerden duysak “Hadi canım sende, Ayakkabılarla girilmekten imtina edilen Ayasofya’ya vinç mi girer? Böyle kaza mı olur? Bu kadar sığ şaka mı yapılır?” der, gülüp geçeriz. Ama oldu ve olmaya da maalesef devam ediyor.

Bir de tepki çeken görüntüler sonrası yapılan açıklamada, çalışmanın deprem güçlendirme kapsamında yürütüldüğünü ve bilimsel heyetin onayıyla gerçekleştirildiğini ifade etmişler. Mâşallah. Bârekallah. Komisyon karar verdiyse kimsenin ne haddine Ayasofya’ya giren vinç için bir şey söylemek, hele hele eleştirel dozda konuşmak! Haddizatında Hazreti Bilim Heyeti ve Aziz Koruma Kurulu kararları olduğuna göre dinen de mesele kontrol altında demektir. Sevap ve günah eşit derecede kişilerden kurumlara geçmiştir. Kurumlar cennete veya cehenneme gidemeyeceğine göre kişiler için durum nötr hâle gelmiştir.

Arşiv uzmanı ve tarihçi olarak işin sırrını söyleyeyim! (Kimse görmeden, kimse duymadan!) Bakın, miladî 532 yılında inşaatına başladıkları ve beş yıl ter dökerek 43 metre yüksekliğe çıkardıkları kubbeyi Mimar İsidoros ile Mimar Anthemios inşa ettiler. Daha sonra depremlerde kısmi veya tamamen kubbe çöküntüleri yaşandığı dönemlerde yerine ikame eden mimarlar, fetihten sonra kubbe kaymasın diye yapılan minare ilaveleri ya da Mimar Sinan dahi, kamyon ve vinç teknolojisi olmadığı hâlde “oku–yapıştır–üfle” tekniğiyle bu binanın bugüne gelmesini sağladılar. Tekrar edelim: İşin sırrı “oku–yapıştır–üfle” üzerine çalışıyordu!

Zaten bu yüzden geçenlerde de bu mantığı silmek için Edirne’de yine dünya mirası olan Selimiye Camii’nin kubbesi kazınıp beyaz badana, sönmüş kireçle boyanmadı mı? Neydi o eski süslü püslü, tâ 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar yapılmış tavan süslemeleri? Ne gerek vardı öyle tezyinatlara! Efkâr-ı umumiyyenin tasvibiyle cami kubbesine “kireç ameliyesi”ni yapacak zevât-ı kiramın bir kısmını öğrenmiştik. Âşikâre niyazlarımızı eksik etmeyelim de Ayasofya vincine karar veren firmayı bildiğimiz gibi burada kamyonculuk oynamak isteyen azizleri ve hazretleri de öğrenebilelim.

Ayasofya’ya vinç sokma tekniği tabii çok gelişmiş bir teknoloji. Geri kalmış Avrupa’da bazı tarihî binalara topuklu ayakkabı ile girilmesine bile izin verilmezken, bu tekniği kullanmaya başlayabilirler…

Bu vesileyle bir hususu daha gündeme getirelim: Selimiye’nin kubbesini kazımak, Ayasofya’ya kamyon sokmak, İshak Paşa Sarayı’na plastik pencere takmak, Bursa’da Pirinç Han’ın kapısına çelik kapı takmak ve burada sayamayacağımız kadar çok efsanevî girişim yapılmaya devam ederken; diğer yandan buraları ne hikmetse üç beş yılda bir tekrar tekrar tamire, tadilata, restorasyona, rekonstrüksiyona alma —belediyelerin kaldırım taşları gibi bir taraftan dizilirken diğer taraftan sökülüp takılma— alışkanlığını ne ara edindik? Ne güzel tarihî binaları yakıp yıkıp yerine beton binalar inşa ediyorduk…

Mesela benim köyümde 1836 tarihli bir cami vardı. Bir gece iki dozer darbesiyle yıkılıverdi; şimdi yerinde belediyenin çay bahçesi var.

Meraklısına not:
Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi Ayasofya vakfiyesidir. Diğer vakıfları bu vakfiyeye zeyldir (ek niteliğindedir).
Meşhur İtalyan ressam Leonardo da Vinci, Haliç Köprüsü çizimini 1503 yılında II. Bayezid’e göndermiştir. Daha sonra meşhur mimar ve ressamlar gelip bizzat Ayasofya’yı incelemişlerdir.
Ayasofya’daki vinç ile mezkur Leonardo’nun 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Ayasofya’ya “park etmiş vinç” ile zinhar hiçbir alakası yoktur. Böyle bir vinçli resmi hayal etme gücü kendisinde yoktu.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER